6 Nisan 2010 Salı

Türk Grafik Tasarım Kültürünün Mimarı:Sait Maden















Photoshop Magazin: Bize kısaca kendinizden ve aldığınız eğitimlerden söz eder misiniz ?


Sait Maden: 1932 yılında Çorum'da doğdum. Ortaokulu bitirince çevrem mutlaka Akademi'ye gitmem için ısrar etti. Ben de onu istiyordum zaten. O zamanlar Akademi'ye Güzel Sanatlar Resim Bölümü'ne ortaokuldan öğrenci alabiliyorlardı. Hem lise kısmını orada okuyordu öğrenci hem de yüksek kısmını. Ben öyle yaptım. 6 yıl Akademi okudum. Normalde 4 yıldır. Dolayısıyla çok iyi çizdim. Akademi'de okuduğum yıllarda İstanbul'da özellikle Gülhane Parkı'nda ve bazı büyük semtlerde her sene sanayi fuarları açılırdı. O sanayi fuarlarına büyük panolar çizdim öğrenciyken. Bu arada küçüklüğümden, 15 yaşımdan beri şiir yayınlıyorum. Babıali'ye geldim. Babıali kültür dünyasının tam beşiği Türkiye'de. Dergilerle ilişki kurdum. Kurunca da madem dediler ressamsın bize kitap kapağı resmi yap ve kendiliğinden böyle bir yönelme oldu.
[Photo]Hürriyet Yolu - Kapak tasarımı
PM: Siz, kitap kapağı tasarımında ya da genel olarak grafik tasarım anlayışında kendi geleneksel kültürümüzü çalışmalarınızda yansıtmaya çalışmış ve Türk Grafik Tasarım kültürünün oluşmasında çok büyük katkıda bulunmuş sanatçılarımızdan birisiniz. Günümüzde oturmuş bir Türk Grafik Tasarım ı yaklaşımından söz edebilir miyiz ?

SM: Bir Polonya grafiği, bir Japon grafiği, bir İtalyan grafiği gibi bir Türk grafiği var mı ? Daha öncede değindim ben, mesleğe başladığım yıllarda grafik adına yapılan her şey Batı'daki örneklerden aşırma işlerdi ya da alaylı kişiler elinden çıkma, bilinçsiz ürünlerdi. Bu olumsuz durum, Akademi'nin grafik eğitimi almış öğrencilerinin yavaş yavaş piyasada yer almasıyla değişmeye başladı. 1960'tan, özellikle de 1970'ten sonra estetik bilinç yavaş yavaş baskın bir konuma yükseldi ve işveren kişilerle kuruluşlar gitgide daha bir seçmeci tutum göstermeye başladılar. Şunu da belirteyim: Gebrauschgraphik, Grafis, Print gibi yabancı dergilerin Türk grafiği üzerinde hem uyarıcı, hem köstekleyici etkileri oldu. Uyarıcı etki, bir tasarımın nasıl oluşmasının gerektiği konusunda yol gösterici bir etkiydi, köstekleyici etki de bizim grafikçimizin ulusal bir grafik nasıl olur? gibi temel bir düşünceye ulaşmasını uzun süre engelleyen etkiydi. O dönemlerde yapılan işlere eleştirici bir gözle bakarsanız, çok iyi tasarlanmış olmalarına karşın, bu toprağın köklerinden üremediğini görürsünüz.
[Photo]Bugünün Diliyle Mevlana - Kapak tasarımı
Mesleğe başladığım yıllarda grafik adına yapılan her şey Batı'daki örneklerden aşırma işlerdi ya da alaylı kişiler elinden çıkma bilinçsiz ürünlerdi. Bu olumsuz durum, Akademi'nin grafik eğitimi almış öğrencilerinin yavaş yavaş piyasada yer almasıyla değişmeye başladı.

PM: Türk insanının genel olarak tasarıma bakışını nasıl değerlendiriyorsunuz ?

SM: Sıradan bir insanın tasarım bilinci hiç yok. Tasarım bilinci olan bir insan dışarıda yürürken yere sigara atmaz, pet şişe atmaz, tükürmez. İstanbul'da acayip bir şekilde çarpıklaşan bir mimari anlayışı var. İlkokul eğitimi bile olmayan bir zengin eski bir ahşap köşkü alıyor, yıktırıyor, oraya beton bir bina yaptırıyor.

[Photo]
S.K. Hakan Nural
PM: Grafik tasarım kadar şiir ve çevirmen kişiliğinizle de çok tanınıyorsunuz. Edebiyatla ilişkinizi anlatır mısınız ?PM: Grafik tasarım kadar şiir ve çevirmen kişiliğinizle de çok tanınıyorsunuz. Edebiyatla ilişkinizi anlatır mısınız ?
SM: 12-13 yaşımda şiir yazmaya başladım. 14 yaşımda iken doğduğum memlekette çıkan haftalık bir gazete vardı. Oraya bir şiir gönderdim, beğendiler ve bastılar. O tarihte aruz öğrenmiştim, Divan şiiri okumaya başlamıştım. O yaşta bir çocuğun Divan şiiri bilmesi, yazması şaşırtıcı geldi. Ertesi yıl İstanbul'daki dergilere gönderdim, orada da yayınlanmaya başladı. Okula giden kısa pantolonlu bir çocuğum. Yolda yürürken bazı yaşlı adamlar Bak bak, Sait Maden çıktı diye tanıtırlardı. İstanbul'a geldiğim zamanda bu tür dergilerde sürekli şiirler yazmaya başladım. Bu arada 16 yaşımdayken şiddetli bir şekilde Fransızca çalışmaya başladım. 18 yaşımda Fransız şairlerine çeviriler yapıyordum. Yaptığım bir çeviri Varlık dergisinin yaptığı bir yarışmada birincilik kazandı. Ve devam ettim. Bir taraftan şiirler yayınlıyorum, bir taraftan çeviriler yayınlıyorum, bir taraftan da edebiyat hakkında, şairler hakkında yazılar yazıyorum. Bu arada kitaplarım yayınlanmaya başladı, çeviri kitaplarım özellikle. Arkasından Federico Garcia Lorca'yı tanıdım bir Fransız kitaptan, çok sevdim. Hemen İspanyolca dersleri almaya başladım. Lorca'nın bütün şiirlerini çevirdim. Arkasından başka şairler; Fransız, Rus, İspanyol, Arjantin şairler geldi. Böylece 50 - 60 tane değişik şairden şiir çevirmiş oldum. Şimdi üç dilden çeviri yapıyorum. Fransızca, İspanyolca ve İngilizce.

PM: 7000 civarında kitap ve dergi kapağı çizdiğiniz söyleniyor. Bu rakam doğru mu ? Grafiğin özellikle bu alanına yönelmenizin kitaplarla çok ilgili bir sanatçı olmanızla bir ilişkisi olsa gerek.

SM: 7000 değil 8000 [Photo] Bu bir dünya rekoru. O nasıl çoğaldı biliyor musun ? Diyelim ki 1965'ten 1980'e kadar bir dergi çıkmaya başlıyor. Haftalık bir dergi. Her hafta bir kapak dergiye... Bunun gibi birçok dergi var.
[Photo]Dünya Şiir Günü - Logotype
Ayağı çok iyi yere basan bir Polonya grafiği, bir Japon grafiği var. Fakat bir Türk grafiği yok. Türk grafiği köksüz. Türk grafiği minyatürden yararlanmayı bilmiyor ki, nereden bilsin?

PM: Bir zamanlar yayınlanan Grafik Sanatı dergisinde Türk Grafik Sanatı Tarihi başlıklı bir yazı diziniz vardı. Bu çok önemli bir çalışma. Bu çalışmanızı kitap haline getirip genç tasarımcıların faydasına sunmayı düşünüyor musunuz ?

SM: İstedim fakat sponsor bulamadım. 1979'da başladım bu çalışmaya.İki sanatçı arkadaşım Selçuk Batur ve Ferit Erkman, Çevre (Mimarlık ve Sanat) adlı bir dergi yayımla-başlamışlardı. Güzel bir dergi. Orada başladım yayımlamaya. Dokuz on sayı kadar sürdü. Bizdeki grafik olgusunun başlangıcını 1730 olarak saptamıştım. Bu tarih İbrahim Müteferrika'nın ilk matbaayı kurduğu yıldı. Grafik sanatı; baskı yöntemiyle çoğaltılan ve toplumun ilgili kesimlerine dağıtılan ürünler toplamıdır. Bu yüzden o tarihi seçmiştim. Güç bir çalışma oldu. O güne dek bu konuda tek bir satır yazı yazılmamış, hiçbir araştırma yapılmamıştı. Uzun zaman müzelerde, büyük kitaplıklarda iki yüz elli yıl öncesinin basılı grafik işlerini araştırdım, renkli ve siyah-beyaz çekimler yaptım. Bir yıllık bir çalışma sonunda ancak 1830'a kadar gelebildim. Günlük işlerim, özellikle edebiyat çalışmalarıma ayırmam gereken zaman, bu çalışmayı sürdürmeme engel oldu. Ayrıca fazla masraflı bir işti. Bir sponsor aradımsa da bulamadım. 1830'dan günümüze kadar geçen süreyi ise özet olarak yazıp yayımladım. Aslında çok daha geniş bir çalışma.

PM: Bugün özellikle internet sayesinde Türk tasarımcılar dünyanın çeşitli yerlerinden tasarımcılarla tanışıyor, fikir alışverişinde bulunuyor, kendilerini işleriyle, tarzlarıyla dünyaya tanıtıyorlar. Photoshop Magazin dergisi olarak dünyaca ünlü tasarımcıları, tasarım dergilerini okurlarımızla buluşturuyoruz. Türk tasarımcılarının, bugün dünyaya daha fazla açılıyor olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz ?


SM: Türk tasarımcılarımızın dışarıya açılması konusu, onların bilgilerinin, gözlemlerinin zenginleşmesi bakımından çok doğal. Çok uygun ve çok yerinde bir yaklaşım. Yalnız şu var: Ayağı çok iyi yere basan bir Polonya grafiği, bir Japon grafiği var. Fakat bir Türk grafiği yok. Türk grafiği köksüz. Türk grafiği minyatürden yararlanmayı bilmiyor ki, nerden bilsin? Belki şimdi bir iki kişi vardır ama benim zamanında hiç yoktu. Büyük bir eksiklik bizim için bu. Globalleşme süreci içinde Türk grafiği tamamen kopya bir grafik haline dönüşebilir. O tehlike de var.

[Photo]Kurtlar Sofrası - Kapak tasarımıPM: Neden grafik tasarım? Bu bilinçli bir tercih miydi ?

SM: Kendiliğinden böyle bir yönelme oldu. Benim zamanımda resimden para kazanmak, yaşamını sürdürmek olanağı yoktu. Bende bir taraftan resmi yürütürken, bir taraftan da grafiğe yönelmiş oldum mecburen. Bu arada yayın dünyasında olmaktan dolayı sağdan soldan politik ilişkilerde oluyor. Örneğin bir gazeteye girip çıkıyorsun. Gazeteye girip çıkan farklı bir adamla tanıştım. Örneğin Halk Gazetesi'nin genel sekreteri. Bir filme afiş yaptık. Arkasından tekrar afiş siparişleri, tekrar... Bir gazetede hem yazar olan, hem de Deniz Bank'ın sanat danışmanı olan bir adamla tanıştık. Büyük bir atılım yapıyoruz, ne olur bize afişler yetiştirin dedi. Deniz Bank için çok afiş yaptım. Tiyatrolara çok afiş yaptım. Birçok ilaç firması vardı. İlaç firmaları için tanıtım malzemelerini dışardan getirirlerdi. Yedi, sekiz ilaç firmasına prospektüsler, broşürler, amblemler, etiketler falan yapmaya başladım. Grafiğin her kolundan ürünle çalıştım. 2000 yılına kadar sürdü. Yani 1955'te başladım bu işe, 2000 yılına kadar sürdü.

PM: Halen grafik tasarımla ilgili çalışmalarınızı devam ettiriyor musunuz ?

SM: Yarım kalmış birçok kitabım var onları toparlamak bakımından 2000 yılında grafiği azalttım. Sadece çok seçkin siparişler olursa, onlara müsade ediyorum. Şu anda sadece eşimin, dostumun olursa kitap kapaklarını çiziyorum.


[Photo]Gösteri - Kapak tasarımı
Plastik Sanatlarla ilgili bir alanda eğitim alan öğrencinin bir kere çok sağlam desen bilmesi gerekir. Desen sıfır. Yani bir a harfi, bir b harfi çizmek için alttan çok sağlam desen diploması lazım ki oradaki oranları çok iyi dengeleyebilsin, hesaplayabilsin.

PM: Son yıllarda grafik tasarım alanında eğitim veren kurumlar oldukça fazlalaştı. Ancak birçok özel kurum, tasarımın özünü kavramaya yönelik eğitim vermektense, işin teknolojik tarafına ve uygulama aşamasına daha çok önem veriyor. Sizce grafik tasarım eğitimi nasıl olmalı ?

SM: Eğitim eskisine göre çok daha iyi mutlaka, çok daha zengin. Eskiden bir iki okulla sınırlıydı ve okullarda da bir iki hoca vardı. Hocaların çapları çok abartılacak düzeyde değildi. Dolayısıyla öğrenci tam anlamıyla bir grafik eğitimi alamıyordu okullardan. Şimdi Grafik Bölümü'nden her yaz bana birkaç öğrenci gelir. Onlara ders veririm. Plastik Sanatlarla ilgili bir alanda eğitim alan öğrencinin bir kere çok sağlam desen bilmesi gerekir. Desen sıfır. Yani bir a harfi bir b harfi, çizmek için alttan çok sağlam desen diploması lazım ki oradaki oranları çok iyi dengeleyebilsin, hesaplayabilsin. Başka bir şey daha var; çocuklarda kaligrafi bilinci yok. Bilgisayarda grafik öğretilmez. Sadece elle öğretilir. Doğrudan doğruya malzemeyle, kalemle, fırçayla ne kadar çok resim, grafik malzemesi varsa hepsini önüne yığacak ve onlarla çizecek. Cetvelle, gönyeyle, kalemle. Yoksa ezbere yazı yazılmaz. Yazı olmazsa da grafik olmaz. Çünkü yazı grafiğin temelidir. Ayrıca grafik hocaları resim mezunu olmadıkları için renk bilincinden yoksunlar. O da bir handikap aslında.

PM: Sizce başarılı bir grafik tasarımcı hangi özelliklere sahip olmalı ?

SM: Çok sağlam deseni olacak. Kaligrafiyi çok iyi bilecek. Resim tarihini çok iyi bilecek. Yalnız batı tarihini değil. Bize Güzel Sanatlar eğitimi veren okullarda Sanat Tarihi diye yalnızca batı sanat tarihi okutulurdu. Batı sanat tarihi bir bedenin sadece bacağı. Gövdesi nerede, kafası, kolu nerede ? Yok. Mısır sanatları, Mezopotamya sanatları, Eski Anadolu sanatları, Çin sanatları, Orta Asya sanatları hepsinin bilinmesi gerekiyor. Benim evim, kitaplığım bütün bunlarla dolu. Bir şeyi çizerken sırasında Picasso'yu anlatıyorum, sırasında Leonardo'yu, sırasında Rafael'i anlatıyorum. Orta çağ'da sanat eğitimi veren okulların veya hocaların kapılarının üstünde endese (geometri) bilmeyen buraya giremez yazılırmış. Geometri sağlam bir grafik için son derece gerekli. Geometri bir bütünü oluşturan nesnelerin arasındaki oranlarını, yüzey ölçümlerini, uzaklıklarının, yakınlıklarının bilincini veren son derece önemli bir bilimdir. Kompozisyon; bir takım öğelerin, o öğeleri değerlendiren, onlara plastik bir bütünlük, hürriyet veren, onlara hitap eden boşluk. Yani bir kompozisyonda formların etrafını çeviren boşluk ne kadardır ? Plastik bir boşluksa ne kadar dengelidir ? Ne kadar dengesi yerinde bir boşluksa, tüm bu nesneler o oranda değerlenirler. O boşluk bilinci eğer yoksa çöker. Buna sanat eserindeki mimari denir.

[Photo]Fareler ve İnsanlar - Kapak tasarımıPM: Tasarım sürecinizi anlatır mısınız, hangi aşamalardan geçiyor ve son halini alıyor ?

SM: Yapılacak işe, ürüne bağlı. Şöyle ki eğer bir logo ise önce konuya ilişkin eskiz çalışmaları hazırlarım. Ürünü severim. Bu üç gün sürer beş gün sürer. Ürünü değerlendiririm, şu iyi anlatıyor, şu iyi anlatamıyor diye. İyi anlatmayanı biraz daha anlatacak hale getiririm, gelmiyorsa bırakırım. Diyelim elimde beş on tane eskiz birikti, otururuz, işverenle birlikte değerlendiririz. İş veren başka açıdan bakar, ben başka açıdan bakarım. Benim bakış açım hem estetik açısı hem işlevsellik açısı, işverenlerin büyük bir çoğunluğu hiçbir şey bilmezler. Yani uğraşa uğraşa yönlendirmeye çalışırım. Öyle durumlar olur ki; mesela birisini çok beğenmiştim o kadar iyi anlatıyordu ki ama adam yaklaşamıyordu. Bak dedim, Senden şunu rica ediyorum; eğer bunu kabul edersen vereceğin paranın yarısını istiyorum. Yok eğer sen şunu yap diyorsan, benim tutmadığım bir şeyi yapmamı istiyorsan o zaman onun fiyatı iki misli. İki misline yaptığımda oldu, yarı yarıya yaptığımda. Kitap kapağı gibi şeylerde öyle seçme işi yoktur. Sipariş gelir, konuyu anlatırlar, bende yapar teslim ederim. İtiraz mümkün değildir.

PM: Çalışma ortamınızı anlatır mısınız, nasıl bir ortamda, hangi şartlarda çalışmaktan hoşlanıyorsunuz ?

SM: Grafiği sadece gündüzleri yaparım. Gece yalnız Edebiyat'a aittir. Hafif müziğimi açarım. Hem klasik batı müziğini, hem klasik Osmanlı müziğini, ayrıca hakiki halk müziğini severim.

PM: Mesleki kariyerinizde, sizin tasarım anlayışınızı etkileyen, şekillendiren gelişmeler nelerdir ?

SM: Hayır. Hiç bir olay olmadı. Benim grafiğimi aslında biçimlendiren, alttan alta etkileyen ve destekleyen, besleyen bir başka kaynak benim şair tarafımdır. Edebiyatım benim resmimi çok besledi.

[Photo]Güvercinliğimin Hikayesi - Kapak tasarımı
PM: Meslek hayatınızda sizi en çok mutlu eden, gurur veren şey nedir ?

SM: Birincisi; demin söylediğim gibi daha 18 yaşımdayken İstanbul'un belli başlı profesyonel çevirmenlerinin katıldığı yarışmada birincilik kazanışım. İkincisi; 2004 yılında Şili cumhurbaşkanı Pablo Neruda çevirim için bana madalya verdi.

PM: Her işin kendine özgü zevkli ve zor yanları vardır. İşinizi yaparken size en çok keyif veren ve en çok yoran şeyler nelerdir?

SM: Yaptığım bütün işlerden keyif alarak yaptım. Çünkü benim müşterim benim çok ters bir adam olduğumu bilir. Bunu Sait Bey yapmaz derler, getirmezler bana. Ama bazıları vardır, bunu ondan başkası yapamaz derler, getirirler. Dolayısıyla sıkıntı duyduğum hiç olmadı.

PM: Nelerden besleniyorsunuz? İlham kaynaklarınız nelerdir?

SM: Sanat tarihinin, temel sanatların hepsi beynimin içinde. Ayrıca dünya edebiyat ürünlerinin bütün klasikleri kafamın içinde. Dolayısıyla her şey kafamın içinde hazır. Onları buluşturuyorum, bir şeyler çıkıyor.

PM: Bundan sonraki hedefleriniz nelerdir?

SM: Grafikte yapacağımı yaptım. Yapmakta olduğum ve yapmam gereken edebiyatımla ilgili çalışmalar var. Onlar eksik kaldı onları tamamlayacağım. Örneğin şu grafik tarihi, ikincisi İbrahim Müteferika hakkında bir monografi çalışmam var. Kapsamlı bir monografi çalışması. Onun dışında dünya şiir tarihiyle ilgili bir takım başka çalışmalarım var. Bir de olabilirse, şayet sponsor bulabilirsem, grafik ürünlerden seçmeler demiştim. Şanssız bir kitap oldu, satmadı. Bunun içinde kitap kapaklarım, afişlerim ve 1990'dan bu yana yaptığım logo çalışmalarım var. Bir de başka bir çalışmam var Yazının Evrimi'. Sümerler'in çivi yazısından itibaren, çağlar boyunca Anadolu'da yazı diye bir kitap olacak.

PM: Bu alanda gelişmek ve çalışmak isteyen gençlere tavsiyeleriniz nelerdir?

SM: Birincisi; sağlam bir genel kültür. İkincisi; çok sağlam bir desen bilgisi, çok sağlam bir kaligrafi bilgisi. Ama bizzat uygulayarak, bilgisayardan değil.

PM: Photoshop Magazin okuyucularına vermek istediğiniz bir mesaj var mı?

SM: Tüm okurlarınıza selamlarımı iletiyorum. Kendilerini geliştirmek için çaba sarf etsinler; dünyayı, gelişmeleri takip etsinler.

KAYNAK/PHOTOSHOP MAGAZİN-14 EKİM 2006 TARİHLİ SAYISINDAN


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum Gönder

2leep.com